DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATINDA FARAZİ DESTEĞİN DURUMU

Av. Arb. Dilara Talay Çelik

7/9/202416 min read

I. DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME

Tarihin çok eski yıllarından bu yana, henüz modern hukuk kuralları tarihteki yerini almamışken dahi insanların bir arada yaşadıkları topluluklarda birisinin mağduriyetine sebebiyet veren bir zarar meydana geldiğinde bu zararın giderilmesinin istenilebilmesi sosyal hayata dair doğal bir kural olarak görülmektedir.

Çoğu zaman bir zarar meydana geldiğinde, o zararı gidermesi gerekenin zarara doğrudan eylemleri ile sebep olan kişi olması gerektiği düşünülse de sorumluluk hukuku kapsamında kimlerin doğan zarardan dolayı hak talebinde bulunabileceği ve bu taleplerin kimlere karşı ileri sürülebileceği düzenlenmiştir. Kimi zaman meydana gelen bir zarar, zararı meydana getiren eylemden doğrudan zarar gören dışında başka kişilerin de zarar görmesine yol açabilir. Destekten yoksun kalma tazminatı da esasında zarardan doğrudan zarar görenin dışında kalan kişilerin gördüğü zarara ilişkindir.

Hukukumuzda destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunabilmek için öncelikle tazminatı doğuran zarar nedeniyle doğrudan zarar gören kişinin bu zarara ilişkin illiyet bağı ile ölmüş olması gerekir. Destek denilince akla, birine maddi veya manevi olarak yardım edilmesi gelmektedir. Ancak burada “destek” ifadesi ile anlaşılması gereken, doğrudan zarara maruz kalma neticesinde ölmeseydi, geride kalan zarar görenlere yardım ve katkıda bulunabilecek kişidir. Destekten yoksun kalan ise desteğin ölmüş olması nedeniyle desteğin yardımlarından mahrum kalarak zarar gören kişi olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla bu tazminatı talep edebilme hakkına sahip olanlar, desteğin yardımlarından mahrum kalan kişilerdir. Ancak bu tazminatın talep edilebileceği kişiler, sorumluluğun kusura dayanması veya kusura dayanmamasına göre değişiklik gösterecektir. Zararı gidermekten sorumlu olan bir özel hukuk veya kamu hukuku tüzel kişisi de olabilir.

A. DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATININ KOŞULLARI

1. Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Genel Koşulları

Destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilmesi için öncelikle bir zararın meydana gelmiş olması gerekmektedir. Desteğin ölümü nedeniyle desteğin hizmetinden, yardımından, koruma ve gözetiminden ya da katkılarından mahrum kalanlar olmuş ise zararın doğmuş olduğunun kabulü gerekecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53/3 maddesinde yer alan düzenlemede zarar, ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar olarak gösterilmiştir. Burada destekten yoksun kalanların talep edebilecekleri zararlar, desteğin ölümü nedeniyle malvarlıklarında meydana gelen ve meydana gelecek olan azalmaya ilişkindir. Ancak destekten yoksun kalanın, desteğin ölümü neticesinde artık desteği ziyarete gidemeyecek olması destekten yoksun kalma tazminatı kapsamında talepte bulunulabilecek bir zarar değildir.

Burada zararı meydana getiren olay bir kez olmuşsa da, zararın etkileri belki de destekten yoksun kalanların yaşamı boyunca sürecektir. Bu nedenle zararı giderilmesindeki amaç destek ölmeseydi, destekten yoksun kalanın hayatının ekonomik koşulları nasıl olacaktı ise bu ekonomik hayat koşulunun destekten yoksun kalma tazminatı ile tekrar sağlanabilmesidir.

Destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunabilmek için hukuka aykırı bir fiil neticesinde desteğin ölmüş olması gerekir. Desteğin ölümüne sebebiyet veren fiilin arkasında bir hukuka uygunluk nedeni bulunması destekten yoksun kalma tazminatı talep edilmesine engel teşkil edebilmektedir. Nitekim desteğin meşru müdafaa nedeniyle ölümüne sebebiyet verilmiş olması ya da kamu yetkisinin kullanıldığı hallerde hukuka uygunluk nedeni bulunmaktadır. Ancak desteğin kendi rızasıyla ölümüne sebep olmak veya bir alacak hakkını korumak amacıyla kuvvet kullanmak suretiyle desteğin ölümüne neden olmak hukuka uygunluk nedenleri arasında yer almamaktadır. Hukuka aykırı fiilde bulunan failin zararın giderilmesinde sorumlu tutulabilmesi için kusurlu hareket etmiş olması beklenir. Ancak burada kusur kast ile işlenmiş olabileceği gibi taksir veya ihmal ile de işlenmiş olabilir. Burada kusurun az olması tazminat sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmayacak sadece tazminatın hesaplanması sırasında tazminatın azaltılmasında etkili olabilecektir.

Bu tazminatı talep edebilmek için elbette hukuka aykırı fiil ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağının bulunması şartı aranır. Zararı meydana getiren eylem ile meydana gelen zarar arasında hayatın ve meydana gelen olayın olağan akışına, deneyimlere göre ölüm sonucunun doğması için elverişli bir bağlantı varsa illiyet bağının mevcut olduğu kabul edilir. Ancak bazen zarar birden çok nedene bağlı olarak gelişebilir veya birden çok sebepten yalnızca birine bağlı olarak doğduğundan diğer sebepler ile illiyet bağı kesilebilir. Desteğin kusurlu eylemi de bazen zarar ile illiyet bağını kesecek ölçüde olabilir. Örneğin intihar etmek amacıyla trafikte normal seyrinde giden bir aracın önüne fırlaması neticesinde meydana gelen kazada ölüm neticesinin meydan gelmesi halinde destekten yoksun kalanların tazminat talep edemeyeceklerinin kabulü gerekir.

2. Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Özel Koşulları

Destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilmesinin öncelikli özel koşulu, hukuka aykırı kusurlu eylem neticesinde vefat eden kişi ile bu ölüm neticesinde malvarlığında azalma sonucu ile zarar gördüğünü ileri sürerek tazminat talebinde bulunan kişi arasında desteklik ilişkisinin bulunmasıdır. Burada desteklik ilişkisinin mevcut olduğunu söyleyebilmek için eylemli ve düzenli bakma ilişkisinin olması beklenmektedir. Bu bakma ilişkisinin bir miktar para verme şeklinde olması şart değildir, ayni yardım ve hizmetler de bakma unsurunun sağlanması için yeterlidir. Yalnızca bir veya birkaç defaya mahsus destek olma durumu destekten yoksun kalma tazminatı talep edilmesine imkan sağlamayacaktır. Ancak Yargıtay’ın eski tarihli bir kararında süreklilik arz edecek şekilde yılda bir veya iki kere bayramlarda destek tarafından hediye veriliyor olması halinde, destekten yoksun kalan desteğin bir yakını, nişanlısı, evlatlığı hatta hizmetçisi olsa dahi tazminat talep edilebileceği düzenlenmiştir.

Burada bu destekliğin ücret karşılığında olmadan karşılıksız olarak yapılması gerektiğini kabul etmek gerekir. Ancak destekliğin hayatın olağan akışına göre çok cüzi, sembolik bir ücret karşılığında sağlandığı söylenebiliyor ise bu destekliğin de karşılıksız olduğu kabul edilebilmektedir. Destekten yoksun kalan sıfatına haiz olduğunu ileri süren kişi ile destek şahsı arasında kanuni veya sözleşmesel bir ilişkinin mevcut olması şart değildir. Ancak destek şahsı ile destekten yoksun kalan arasında kanuni veya sözleşmesel ilişki nedeniyle bakma ve destek olma yükümlülüğünün bulunması desteklik ilişkisinin mevcut olduğunu gösterir. Desteğin hayatta iken bu yükümlülüğünü yerine getirmiyor olması, desteğin ölümünden sonra destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilmesine engel değildir.

Son olarak destekten yoksun kalma tazminatı talep eden kişiye sağlanan ve desteğin ölümüyle mahrum kalınan destekliğin kanuna veya ahlaka aykırı nitelikte olmaması gerekir. Şayet desteğin, destekten yoksun kalana suç işlemesi, kumar oynaması, uyuşturucu kullanması için mali veya manevi desteklik sağlıyor olması halinde tazminat talep edilemeyeceğinin kabulü gerekmektedir.

B. DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATINDA SORUMLULUK HALLERİ

1. Haksız Fiil Sorumluluğu

Kusurlu bir eylemiyle birini öldüren veya ölümüne sebep olan kişinin sorumluluğu haksız fiil sorumluluğudur. Destekten yoksun kalma tazminatı bu sorumluluk bakımından kural olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 53 vd hükümleri ile sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacaktır. Kusurun oranı sorumluluk miktarının artması veya azalmasında etkili olacak ve sorumluluktan kurtulmak için kusurun bulunmadığının ispatlanması gerekecektir.

2. Sözleşmeden Doğan Sorumluluk

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 114/2 maddesinde haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeden doğan sorumluluk hallerine de uygulanabileceği düzenlenmiştir. Destekten yoksun kalma tazminatının sözleşmesel bir ilişkiye dayanmasının önünde bir engel bulunmadığı gibi bu sorumluluğun hukukumuzda özel görünümleri de mevcuttur. Bunlardan biri Türk Ticaret Kanunu’nun 914. Maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, taşıyıcı, yolcuların kazaya uğramalarından doğacak zararı tazmin eder. Yolcunun kaza sonucunda ölmesi hâlinde, onun yardımından yoksun kalanlar uğradıkları zararın tazminini taşıyıcıdan isteyebilirler.

Sözleşmeden doğan sorumluluk için bir diğer özel düzenleme ise Türk Borçlar Kanunu’nun 417. Maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre, İşverenin kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.

Ayrıca 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 16. Maddesindeki düzenleme ile iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine, gelir bağlanması hakkı getirilmiştir.

3. Vekaletsiz İş Görme Nedeniyle Sorumluluk

Destekten yoksun kalma tazminatının vekaletsiz iş görme nedeniyle de doğması mümkündür. Bunun tipik örneği hekim ve hasta arasında karşımıza çıkmaktadır. Bir hekimin acil bir müdahale nedeniyle hastanın rızasını almaksızın müdahalede bulunması halinde gerçek/caiz vekaletsiz iş görme durumu söz konusu iken hastanın hastalığını bildiği halde tedaviyi reddettiği ancak doktorun bunu bile bile müdahalede bulunduğu durumda doktor gerçek olmayan/caiz olmayan vekaletsiz iş görme nedeniyle sorumlu olacaktır.

Gerçek vekaletsiz iş görmede hekim, hastaya karşı her türlü kusurdan sorumlu tutulurken gerçek olmayan vekaletsiz iş görmede her türlü kusur ile birlikte hastanın bu müdahale sırasında başına gelen beklenmeyen hal ve kazaların da sonuçlarından sorumlu tutulacaktır. Bu nedenle hekimin, iradesi aydınlatılmış ve bilinçli olarak tedaviyi ve müdahaleyi reddeden bir hastaya tıbbi müdahalede bulunmaması gerekir.

C. DESTEKLİK İLİŞKİSİNİN BELİRLENMESİ VE İSPATI

1. Gerçek Destek

Yasadan veya sözleşmeden doğan bir "bakma yükümlülüğü" bulunmasa dahi, fiilen ve düzenli biçimde yardım eden ve olayların normal akışına göre eğer ölüm vuku bulmasa idi az çok yakın gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse, destek sayılır.

Bunlardan ilkine "gerçek destek" ikincisine "farazi destek" denir. Gerçek destek, fiilen düzenli ve devamlı katkıları ile bakılan kimsenin zor duruma düşmesine engel olmaktadır. Bu desteklik ilişkisinin en tipik örneği, anne-babanın evlada destekliği ile eşler arasındaki desteklik ilişkisidir. Bu anlamda kardeşler veya dede-nine arasındaki desteklik ilişkisi kural olarak gerçek desteklik ilişkisi olarak görülmemektedir. Ancak fiilen ve düzenli bir desteklik ilişkisinin ispatlanabildiği durumda destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi mümkündür. Yargıtay’ın bir kararında sağ kalan kardeşin babasının, desteği olan kardeşinden önce vefat etmiş olması, sağ kalan kardeşin henüz 15 yaşında olması nedeniyle vefat eden kardeş ile aralarında desteklik ilişkisinin mevcut olduğu kabul edilmiştir. Burada ispat yükü sağ kalan ve talepte bulunan kardeşte olacaktır.

Aynı zamanda uygulamada imam nikahlı eş/gayri resmi eşlerin ve arada resmi nikah olmaksızın birlikte yaşayan çiftlerin de desteklik ilişkisini ispatlamaları koşuluyla destekten yoksun kalma tazminatına hak sahibi olabildikleri görülmektedir. Burada ispat külfeti bakımından aranan koşul, eylemli ve düzenli olarak karı koca gibi birlikte yaşadıklarının tespit edilebilmesidir. Benzer durum boşanmış eşler bakımından da geçerli olup boşanmış eşlerin de beraber yaşaması ve desteğin devam ediyor olması durumunda sağ kalan eş destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilecektir. Gayri resmi ilişkiler bakımından tam ispat koşulu aranmakta olup ispat yükü davacıdadır. Evlilik birliği içerisinde olan eşler bakımından Türk Medeni Kanunu 186/3 fıkrasına göre eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılacaklarından arada fiili bir desteklik ilişkisi bulunduğu kesin bir karine teşkil etmektedir.

Nitekim anne-babasının velayeti altındaki çocuk bakımından da anne-baba çocuğuna bakmakla yükümlü olduğu için anne veya babanın vefat etmesi durumunda da arada desteklik ilişkisinin mevcut olduğu durumu kesin nitelikte bir karinedir. Ancak ülkemizde çoğu zaman anne-babanın çocuğuna destekliği ömür boyu devam etse de destekten yoksun kalma tazminatı bakımından Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında anne- babanın erkek çocuklarına 18, kız çocuklarına 22 yaşına kadar fiilen ve düzenli desteklik sağladığı ancak çocukların yüksek öğrenim görmeleri durumunu ispat etmeleri halinde 25 yaşına kadar desteklik sağladıkları kabul görmektedir. Çocuğun anne-babasına destekliği ise çocuğun yetişkin bir birey olduğu tarihten anne-babanın yaşasaydı uygulamada kullanılan yaşam tablolarına göre muhtemel ölüm tarihine kadardır. Burada desteklik ilişkisinin ispatı için ölenin, destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunanların çocuğu olduğunun ispat edilmesi yeterlidir. Burada tam ispat koşulu vardır, ispat için mirasçılık belgesi, nüfus kayıt örneği gibi resmi belgeler elverişli olacaktır.

2. Farazi Destek

Yasadan veya sözleşmeden doğan bir bakma yükümlülüğü bulunmasa dahi şayet ölmeseydi, ileride muhtemelen desteğinden yoksun kalana bakması beklenen kişi, farazi destek olarak tanımlanabilir. Bu desteklik ilişkisinin en tipik örneği ise henüz yetişkin olmayan çocuğun ölmeseydi yetişkin bir birey olduktan sonra anne babasına olacağı desteklik varsayımıdır. Ayrıca nişanlı olan kişilerin de eğer ölüm neticesi meydana gelmeseydi evlenecekleri ve desteklik ilişkisinin kurulacağı varsayımı üzerine kurulu olan desteklik ilişkisidir.

Nitekim koruyucu aile yanına yerleştirilen çocuk bakımından, koruyucu aile bireyinin ölmesi durumunda çocuğun farazi desteklik ilişkisine dayanarak destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceğinin kabulü gerekir. Çünkü koruyucu aile korunmaya muhtaç çocuk bakımından destek olarak kabul edilebilir. Ancak koruyucu ailenin yanındaki çocuğun vefat etmesi durumunda koruyucu ailenin destekten yoksun kalma tazminatı talep edemeyeceği kanaatindeyiz. Çünkü buradaki desteklik ilişkisinde çocuğun yetişkin bir birey olduktan sonra koruyucu aileye destek olacağına dair kuvvetle muhtemel bir varsayım bulunmamaktadır.

3. Kanuni Destek

Birisine kanunen bakmakla yükümlü olan kişi kanuni destek olarak kabul edilir. Örneğin bir baba, sağlığında çocuğuna destek olmamışsa dahi kanunen destek olarak kabul edilir. Boşanmış eşlerden nafaka borçlusu eşin vefat etmesi durumunda da, hayatta kalan nafaka alacaklısı eşin yeniden evlenme ihtimali ve nafaka alacağı ile bu alacağın artırım oranları gözetilerek destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanması mümkündür.

II. DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATINDA FARAZİ DESTEĞİN ÖZEL DURUMU

A. Farazi Destek Olarak Nişanlı

Nişanlılık ilişkisi, bu ilişkinin taraflarına kural olarak birbirlerine bakmak borcu yüklemez. Ancak nişanlılık, evlenmenin gerçekleşeceği hakkında güçlü bir karine oluşturduğundan sağ kalan tarafın, hayatını kaybeden nişanlısının desteğinden yoksun kalması nedeniyle tazminat talebinde bulunması mümkündür.

Burada nişanlılık durumunun ispatı için nişanın geleneklere uygun bir biçimde veya bir tören ile duyurulmuş olması gerekli değildir. Nişanlılık durumu ayrıca ispat edilmek kaydı ile tarafların evlenme arzusunu samimi olarak birbirleriyle paylaşmış olmaları yeterlidir. Burada önemli olan ölüm neticesi olmasa idi evlenmenin yakın bir tarihte gerçekleştirileceğinin ispatıdır, ispat için düğün salonu kiralanmış olması, balayı tatil rezervasyonu yapılmış olması, nikah günü alınmış olması, ortak konut kiralanmış olması, yakın tarihlerde sıklıkla çeyiz alışverişinin yapılmış olması, davetiye bastırılmış olması gibi durumlar delil olarak gösterilebilecektir. Ancak burada sağ kalan nişanlı, evlenmiş olsalar idi göreceği yardım ve desteği talep edebilecekken evlenecekleri umuduyla yapmış olduğu harcamaları destekten yoksun kalma tazminatı talebi olarak talep edemeyecektir.

B. Farazi Destek Olarak Gayri Resmi Nikahlı Eş

Gayri resmi nikahlı eşlerin veya başka bir anlatımla resmi nikah olmaksızın birlikte yaşayan eşlerin arasında desteklik ilişkisinin bulunduğunun ispatı için sağlanması gereken en önemli koşul, destek ölmeseydi birlikte yaşamaya devam edecekleri ve sağ kalan eşin desteğinden yardım görmeye devam edeceğinin ispat edilmesidir. Ancak tarafların birlikte yaşama nedenleri ahlaka aykırı bir amaç için sürmekte ise bu tarz desteklik ilişkilerinin hukukumuzda korunmadığını belirtmek gerekir.

Gayri resmi nikahlı eşlerin ülkemizde birbirlerine destek sayılmalarının nedenlerinden biri eskiden bu tür birlikteliklerden doğan çocukların soy bağlarının düzeltilmesi amacıyla çıkarılan kanunlardan ileri gelmektedir. Ülkemizde özellikle dini nikahlı eşlerin destek sayılmaları gerektiği içtihatlar ile de sabittir.

Kimi zaman eşlerin borçlularından mal kaçırmak veya yabancı bir ülkede oturma iznine sahip olmak maksadıyla birbirlerinden boşandıkları ancak birlikte yaşamaya devam ettikleri görülmektedir. Burada da eğer tarafların boşandıktan sonra da birbirlerine fiilen ve düzenli olarak destek olmaya devam ettikleri ispat edilebiliyor ise sağ kalan tarafın destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunabilmesi mümkün görünmektedir.

C. Farazi Destek Olarak Üvey Anne-Baba ve Koruyucu Aile

Türk Medeni Kanunu’nun 338. Maddesinde yer alan düzenlemeye göre, eşler, ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlüdürler. Dolayısıyla çocuğun temel ihtiyaçlarının sağlanması, eğitim ve sağlık giderlerinin karşılanması bakımından üvey anne babanın sorumluluğundan bahsedilebilir. Bu durumda desteklik ilişkisinin varlığı için fiili bakım ilişkisinin ispatı yeterli olacaktır.

Koruyucu aile veya yanına yerleştirilen çocuktan birinin bir haksız fiil sonucu ölmesi hâlinde, ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin haksız fiil failine karşı Türk Borçlar Kanunu 55. maddesindeki şartlar gerçekleştiği takdirde, destekten yoksun kalma tazminatı talebiyle dava açması mümkündür. Koruyucu aile ilişkisinde bu talebi koruyucu aile yanına yerleştirilen çocuk ileri sürebilir. Zira tazminat isteyen çocuğa fiilen, sürekli ve düzenli bir şekilde bakan veya ona ileride bakması kuvvetle muhtemelen olan kişiye destek denir.

Koruyucu aile korunmaya ihtiyacı olan çocuk bakımından “destek” olarak kabul edilebilir. Ancak kanaatimize göre koruyucu ailenin bu talebi ileri sürmesi mümkün olmamalıdır. Zira koruyucu aile ile yanına yerleştirilen çocuk arasındaki ilişki, kural olarak, çocuğun ergin olmasıyla kendiliğinden sona erer. Koruyucu aile yanına yerleştirilen çocuğun, ergin olmasından sonra koruyucu aileye yardım ve bakım yükümlülüğü bulunmaz. Bu çocuğun koruyucu aileye “farazi destek” olacağı da düşünülemez.

D. Farazi Destek Olarak Kardeş

Kardeşlerin kural olarak birbirlerine bakma yükümlülükleri bulunmamaktadır.  Ancak Türk Medeni Kanunu’nun 364. Maddesinde yer alan düzenlemeye göre, herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır.

Kural bu olmakla birlikte ölen kardeşin hayattaki kardeşine fiilen ve düzenli olarak destek olduğu ispatlanabiliyor ise, ölen kardeş ölmeden önce refah içinde olmasa dahi sağ kalan kardeş destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilecektir. Ancak ölen kardeş ile hayatta olan kardeş birlikte yaşamıyor ise, hayatta olan kardeşin desteğe muhtaç durumda olduğunu ve hayatını kaybeden kardeşin ise refah içerisinde olduğunu ispat etmesi gerekecektir.

Uygulamada çoğunlukla büyük kardeşin küçük kardeşe destek olduğu kabul görmekte ise de, büyük kardeşin engelli veya ağır hasta olduğu, büyük kardeşin ekonomik olarak küçük kardeşe görece çok zor durumda olduğu gibi istisnai durumlarda küçük kardeşin de büyük kardeşe destek olduğu durumlar söz konusu olabilir.

E. Farazi Destek Olarak Gelin-Damat

Gelin veya damadın, kayınvalide veya kayınbabasına fiilen ve düzenli olarak desteklik sağladığının ispatlanabilmesi durumunda kayınvalide veya kayınbabanın da destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceğinin kabulü gerekir. Burada ispat bakımından en önemli koşul talepte bulunan ile vefat eden desteğin aynı çatı altında yaşıyor olmasıdır. Ülkemizde bunun örneği olarak gelin ve damat gösterilebilecekse de aynı hanede yaşayan varsa amca, hala, dayı, teyze, yeğen gibi diğer akrabalar bakımından da destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilmesinin koşullarının oluşması mümkündür.

F. Farazi Destek Olarak Çocuk

Ölen çocuğun ileride yetişkin bir birey olunca anne ve babasına fiilen destek olacağı varsayılabildiğinden burada farazi desteklik ilişkisinden söz edebilmek mümkündür. Burada çocuğun ölmeden önce aileden ayrı yaşıyor olması, ailesine ölmeden önce desteklik sağlamıyor olması yetişkin olduktan sonra destek olmayacağı anlamına gelmeyecektir. Desteklik ilişkisinin ileride olacağının söylenebilmesi için kesin ispat şartı bulunmamakla birlikte yaklaşık ispat koşulu aranacaktır. Ancak ölen çocuğun, doğuştan itibaren kendi ihtiyaçlarını kendi gideremeyecek kadar engelli olduğu bir durumda, çocuğun ölmeseydi ailesine yetişkin olduktan sonra destek olabileceğinin kabul edilmesi zor olacaktır.

Burada farklı olarak anne babanın da çocuğun desteğine muhtaç hale gelip gelmeyeceklerinin değerlendirilmesi gerekecektir. Destekten yoksun kalma tazminatının bir haksız kazanç aracı olarak görülmemesi için bu değerlendirme önem arz etmektedir. Ayrıca uygulamada anne ve baba için, kaybettikleri çocukları yönünden tazminat hesabı yapılırken, hesaplanan tazminattan çocuğun yetişkin bit birey olacağı zamana dek yapılması beklenen yetiştirme giderleri mahsup edilmekte ve çocuk ölmeseydi, ileride evlilik yapacağı ve çocuk sahibi olacağı dolayısıyla eş ve çocuklarının paylarının da söz konusu olacağı gözetilerek hesaplama yapılmaktadır.

Çocukların üvey anne ve babalarına da destek olacaklarının kabul edilebilmesi mümkündür. Ancak burada üvey anne babanın destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmeleri, çocuğun hayatta iken onlara fiilen destekte bulunuyor olması şartına bağlanmıştır.

Desteklik ilişkisi hukukumuzda mirasçılık ilişkisinden bağımsız olarak kurulabildiğinden çocuğun aynı zamanda kendisini evlat edinene de destek olabileceğinin varsayılması mümkündür. Evlat edinilen bir çocuğun aynı zamanda hem öz anne babasına hem de kendisini evlat edinene destek olabileceği kabul edilebilir.

SONUÇ

Destekten yoksun kalma tazminatı niteliği itibariyle yansıma zarar yoluyla talep edilebilen istisnai bir tazminat türüdür. Bu tazminatı talep edebilmek için genel koşul olarak öncelikle hukuka aykırı kusurlu bir fiil ve bu kusurlu fiil ile destek şahsı hayatını kaybetmiş olmalı ve bu durumla illiyet bağı içerisinde destekten yoksun kalma tazminatı talep eden bakımından bulunan zarar doğmuş olmalıdır. Bu tazminatı talep edebilmenin özel koşulu ise elbette hayatını kaybeden kişi ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında eylemli, düzenli, süreklilik arz eden bir desteklik ilişkisinin mevcut olmasıdır.

Destekten yoksun kalma tazminatı haksız fiilden, sözleşmeden veya vekaletsiz iş görmeden doğabilir. Desteklik ilişkisi mirasçılık ilişkisinden bağımsız bir ilişki olup gerçek desteklik, farazi desteklik ve/veya kanuni desteklik durumu söz konusu olabilir. Gerçek desteklik ilişkisinde tam ispat koşulu aranırken, farazi desteklik ilişkisinde ölenin yaşasaydı hayatta kalana ileride kuvvetle muhtemel olarak destek olabileceğinin varsayılması yeterlidir.

Destekten yoksun kalma tazminatı kişilerin zenginleşme aracı değil, kayıpları nedeniyle uğradıkları zararın sanki o kayba uğramamışlar gibi giderilme çabasından ibarettir. Bu kapsamda bilhassa farazi desteklik iddiasının olduğu her somut olayda aradaki bakım ilişkisinin tespit edilebilmesi önem arz etmektedir.